UKDELER
- Gül Çevik

- 16 Eyl 2025
- 2 dakikada okunur
Hayatı bir tren gibi, yaşadığımız her seneyi trenin vagonları gibi düşünürsek benim otuzuncu vagona taşınmama çok az kaldı. Geride bıraktığım her vagondan, içimde ukdelerle ayrılıyorum. Her yıl doğum günümde, bu sene içimde hiçbir şey kalmayacak. İstediğim her ne varsa onu gerçekleştireceğim diyerek mumları üfledim. Üflediğim şey mumlar değil, içimdeki ukdelermiş. Sanki her biri etrafa saçıldı ve ben onları bir daha toparlayamadım. Cam parçaları gibi tuzla buz oldu..
Geçen onca zamana rağmen değişmeyen tek şey vardı: Çocukluğuma olan özlemim. Şuan ki aklım olsaydı çocukluğumu bomboş geçirmezdim. İlk ukdelerim o yaşlarda başladı. Her yıl bayramlarda bir tarafım buruktur. Tüm çocuklar komşu komşu şeker toplarken, bana yazılan yazgı pencere köşelerinden, arkalarından onları izlemek oldu.
Sonra bir çocuk sevdim. Çocuk derken mecazi anlamda söylemedim. Gerçekten çocuktu, çocuktuk. Düşünüyorum da ne çocukluklar yaptım onu kazanmak için. Ama hiçbirinden pişman değilim. Aklıma gelince yüzümde oluşan küçük, masum tebessümler.. Tıpkı o anlardaki hislerim gibiler..
Sevilmemeyi ondan öğrendim. İnsan kendine, çevresine, sevdiklerine görünmez duvarlar örebiliyormuş. Duvar örerken yarınını düşünmezmiş. Zararını, sonunu, bırakacağı izleri düşünmezmiş. Sevmek çok güzelken, sevilmemek çok acıymış. Her gün yüz yüze baktığın insanın gözlerinde sana dair hiçbir şeyi görememek zormuş.
Geçen her yıl, bir öncekine meydan okurken; ben kime meydan okudum bilmiyorum. Bazen duvarı izlerken buluyorum kendimi. Boş boş bakıyorum. Meydan okuma demişken, insan kendine meydan okumalıymış. Yani bence öyle olmalı..
İnsanları hayatımıza alırken bırakacağı izlere de göğüs gelmeyi bilmemiz gerekiyor. Ben seni hayatıma alıyorum, bak her şey günlük gülistanlık olacak diye bir şey yok. Bizim Anadolu'da sevmeler yorucu geçer; kavuşmalar çetin, ayaz.. Zaten her sevdiğimize kavuşacak olursak hayatını sillesini yiyemeyiz. Toz pembe hayatlar değil bizim hayatlarımız. Her şeyimiz zor. İllâ çıktığımız merdivenlerde ayağımız kayacak, zorlukla çıktığımız merdivenleri kafamızı, gözümüzü vura vura düşeceğiz. Darbe almazsak işimiz rast gitmiyor. Kilo kilo alın teri dökeceğiz. Düştükçe kalkacağız, kalktıkça düşeceğiz. Daha çok dibi görüp, daha çok çıkacağız.
Bozkırın adetleri çoktur. Gelen muhakkak gider. Ne zaman gideceğini kimse bilmez. Hiç ummadığın anda, tam ağız dolusu güldüğün zamanda bir bakmışsın ki yok. Nereye gittiğini, neden gittiğini anlamadan çoktan varacağı yere varmıştır. Yolcu durakları gibiyiz. Yoldan geçen uğrayıp geçiyor. Bazısı da hiç durmuyor. Dedim ya, bizim topraklarda gelmek gitmenin yarısıdır.
Vesselâm...
Yorumlar